Cat Paw Print
Yazılarım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yazılarım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Ağustos 2014 Salı

Kedisever Karamazov Kardeşleri Okumayı Neden İstemiyor?

Malum yaz ödevi kitaplarımız var ve yazın kitap okumak elbette ki çok hoş bir şey ama kitaplar dünya edebiyatından olunca... Roman okumaktan genel anlamda haz etmem, gevur romanı okumakla hiç aram olmaz, hele de bu roman 1025 sayfa ise :O Her neyse yine de hocalarımızın hatrı uğruna aldım kitabı ve doğrusu 115 sayfa da okudum. Şükürler olsun diyeceğim şu ana kadar hiç müstehcenlikle karşılaşmadık ama bir yanım isyan ediyor zira kitabın ana iki konusu şehvetler ve kilise. Deniyor ki bu kitap insan davranışını çok iyi inceliyormuş doğrusunu söylemek gerekirse ben baba katilleri şehvet esirlerine "insan" diyebileceğimden çok emin değilim. İnsanlıktan çıkarmasak da beşerin analizini bu "aykırı"lar üzerinden yapmanın büyük bir zulüm olduğuna inanıyorum. Acaba bu mevzuların bizim hayatımızla uzaktan yakından ne tür bir ilgisi var diye sorguluyor ve hiçbir zaman hiçbir yakınlığımız (onları anlayacak düzede dahi) olmaz inşallah diye dua ediyorum. Dostoyevski'ye lafım yok ne edebiyattan eleştirecek gibi anlarım ne küçümsemek huyumdur ne de bu kitabın yazılmasının "o" şartlar altında yanlış olduğunu iddia edecek kanıtım var, ve lakin adım gibi biliyorum ki müslümanların insan davranış kaynağı ve dinin hayattaki yerini gösterecek çok çok çok daha evla kaynakları var Dostoyevski'den. 1025 sayfayı hayatımızla bağı olmayan bir "roman"a vermenin bende zaman israfı hissi uyandırması bir yana, asırlar öncesinde, bir gavur kolunun karanlık ruh dünyasına ve günahkarlıklarına şahit olmak istediğimi de sanmıyorum. Bu kitap bize yabancı ve yabancı kalmalı, orjinal eserlerin herdaim çevirilerden daha iyi edebiyat kaynakları olduğuna inanmışımdır üstelik. Şahsi görüşüm; Dostoyevski'yi iç dünyası ve okumayı isteyen kardeşlerimle başbaşa bırakmanın doğru olacağı yönünde. Kimsenin okumasına bir şey demem farklı konumdakiler farklı düşüncedekiler farklı şeyler elde edebilirler belki bu kitaptan bilemem ama bana göre değil. Son olarak: yav 1025 sayfalık bir kitap okuyacaksam karamazov kardeşler okuyacağıma gider ihya-i Ulumiddinle haşır neşir olurumm daha hayırlı olur :)
. Esselam

8 Temmuz 2014 Salı

Çare İçin Çağrı...

Dünya'daki en çaresiz cümlelerdendir "Ben senin için bu kadar uğraşıyorum, sen ise hala..." Nasıl da öfke dolu gibi duruyor. Halbuki dikkatli bakan biri öfkenin gerçek bir duygudan öte bir kalkan, ruhu saran bir dikenli tel olduğunu görür. Öfkenin %99'u çaresizlikten doğar zira. Düşünün hakkını arayabileceğini düşünen bir işçi patronuna öfkelenir mi? Çocuğuyla nasıl baş edeceğini bilen ebeveyn yavrusuna bağırır mı? Öfke dikenli teldir. Çevresindekileri uzak tutarken aslında narin olan ruhu korur kendince, tamir edecek zaman tanımak için ona. Öfke çaresizliktendir ve bu çaresizliğin ilacı kulun acizliğini bilmesidir. Nasıl da yakın kavramlar... Yanlış... Acziyet süreklilik arz eder bir kez, aciz olan sığınır, aciz olan korunma diler. Çaresizlik olay sonucu ortaya çıkar ve kalıcılık halinde zaten intihar düşüncesini doğurur. Acziyeti evvelden bilmek kişiyi olaylar karşısında paniklemekten koruması bir yana kişiyi dikenli teller örmekten de alıkoyar. Birisine, Rabbine sığınan ve ondan koruma dileyen niye kendi koruma oluşturmaya kalkışsın ki? Kaldı ki acziyeti o dikenli tellerin de kişiyi korumayacağının bilgisini de gerektirir...

5 Temmuz 2014 Cumartesi

Dinle(n)mek mi Dediniz?

Hepimizin dinlenmeye ihtiyacı var. Ramazan ayı din ile buluşarak dinlenmemizi yaz tatili ayaklarımızı uzatark dinlenmemizi sağlıyor. Peki ama insanlar arası dinlenme ne olacak. Dinlenmeye ihtiyacı olanların dinlememesinden oluyor olanlar. Üstelik dinlememeyi seçenler bir tür fedakarlık da yapmak  zorunda kalıyorlar iyi mi? Bizde bir tavsiye verme ve yargılama hastalığı almış başını gidiyor. A be mübarek hem sen yoruluyorsun hem benim işim görülmüyor bu nasıl mantık? Halbuki sadece dinlesen ne senin ses tellerin yorulur ne benim beynim. Her neyse diyeceğim o ki bu da hızlı hayatımızın bir getirisi galiba. Aşamaları yok etme çabamızın, hemen sonuca ulaşma gayretimizin... Olmaz ki öyle be ağalar her şey adım adım... Sen ilk cümlede, ilk konuşmada içinde tavsiye namına ne varsa süzüp elemeden koyuyorsun ortaya sonra ikinci aşamada da çözüm bekle. Öyle olmaz sabır lazım önce... Bir dinle, anla, kendi fikrini süz bakmışsın ki aynı paydaya ulaşmışsın o zaman yavaş yavaş akıtmaya başlarsın düşüncelerini. Yavaş ama sakin sakin... benim alış kapasitemden hzlı dökersen yerleşmez ki düşünceler zihnime hep dökülür giderler sonra. O zaman sen üzülürsün ziyan ettin dediklerimi diye ben kızarım sana üstümü başımı kirlettiğin için ve çeker gideriz. Olmaz öyle yavaşlayacaksın dostum. Güzellikleri seyretmek için bile durmak gerekirken tam sürat giderken nasıl güzellikler ekleyeceksin ki dünyaya?

Bereketli Ramazanlar

Selamun aleyküm, tuhaf bir dünyada yaşıyoruz. Yalnızlığın normalleştiği. Dostlukların yalnızca adının olması öyle kanıksandı ki alıştık sözde paylaşmaya her şeyi. Gidip de diyemiyorsun birisine bak ben bunu izledim çok hoş, şu kitap eğlenceliymiş, benim bir derdim var... Karşılık verenler de bu duruma 1 seferlik koşuyorlar yardımınıza. Bir ilişki değil sadece mecburiyet. Hepimiz kendimizle öylesine doluyuz ki. Ve patlıyoruz iletememekten. İnsanoğlu vermeden razı olacak bir varlık değil. Öğrenmek nasıl fıtratımızda varsa öğretmek de var. Dertlenmek varsa tavsiye almak da var. Bunları yapamayınca insan tuhaf yollara başvurmaya. Düşündüm ki birilerine söyleyeceklerim eziyet olabilir defterime yazdıklarım bende saklı kalacak. Yok öyle bir beklentim fakat olur da memnuniyetle okuyan birileri çıkarsa bu sayfayı defterde tozlanmaktan öteye gidecektir okunanlar izlenenler söylenenler. Gününüz bereketli olsun. Esselam...